ABD'nin İran'a Yönelik Yaptırımları: Gerçekler ve Propaganda Arasındaki Fark
Mehrnews'te yer alan habere göre, ABD Hazine Bakanı'nın İran'ın finansal damarlarını kestiği yönündeki iddiaları, gerçeklerden ziyade Donald Trump yönetiminin ekonomik baskının İran ekonomisini felce uğrattığı izlenimini yaratma çabasını yansıtıyor.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, "Golden Global" adlı yatırım bankası ve Türkiye'deki iki iştirakinin yaptırım listesine alındığını duyurdu. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, bu grup İran'ın Çin'den Türkiye'ye petrol gelirlerinin transferinde ve bu kaynakların bir kısmının nakit ve altına dönüştürülmesinde rol oynadı. Bessent, önümüzdeki hafta başka bir bankanın da yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulunarak, diğer ülkeler ekonomik işbirliğini durdurana kadar bu sürecin devam edeceğini belirtti.
Mehrnews, yaptırımın kendisinin bir gerçek olduğunu ancak "bir bankayı yaptırım listesine almak" ile "bir ülkenin finansal damarlarını kesmek" arasında büyük bir fark olduğunu vurguluyor. Bu farkın, Trump yönetiminin propaganda söyleminin devreye girdiği alan olduğunu belirtiyor. İran'ın yıllardır en sert ABD yaptırımları altında olduğu ve bu baskılara karşı finansal ve ticari ağının önemli bir bölümünü yeniden yapılandırdığı ifade ediliyor. Tahran'ın dış ticarete devam etmek için tek bir bankaya, tek bir para transferi rotasına veya tek bir ülkeye bağımlı olmadığı, döviz ağları, dolaylı ticaret, takas, dolar dışı para birimleri kullanımı, aracı şirketler ve çeşitli ticaret ortaklarıyla işbirliği gibi mekanizmaların geliştirildiği belirtiliyor.
Habere göre, Golden Global'in yaptırımlarla hedef alınması, Washington'ın hala İran'ın finansal "kanallarını" tespit edip hedeflediğini gösteriyor. Eğer İran'ın tüm finansal damarları gerçekten kesilmiş olsaydı, yeni rotaların keşfedilmesine gerek kalmayacaktı. ABD Hazine Bakanlığı'nın her hafta yeni bankalar, şirketler ve aracılar peşinde koşması, İran'ın ticaret ve kaynak transferi ağının hala aktif olduğunu ve Washington'ın bunu adım adım kısıtlamaya çalıştığını gösteriyor.
Bessent'in petrol fiyatlarına ilişkin açıklamalarının da piyasa gerçekleriyle uyumlu olmadığına dikkat çekiliyor. Bessent, küresel arz artışının ham petrol fiyatlarını 40 ila 50 dolar aralığına indirebileceğini öngörmüş olsa da, Orta Doğu'daki askeri ve jeopolitik gerilimler devam ederken Brent petrolünün Cuma günü yaklaşık 95 dolardan işlem gördüğü ve bir hafta içinde yüzde 6'dan fazla yükseldiği belirtiliyor. Bu durum, ABD Hazine Bakanı'nın bahsettiği seviyenin neredeyse iki katı olduğunu gösteriyor.
Bu iddia ve gerçeklik arasındaki farkın önemli olduğu, Trump yönetiminin iki mesaj vermeye çalıştığı ifade ediliyor: Birincisi, ABD'nin ekonomik baskısının İran ekonomisini boğduğu; ikincisi ise Washington'ın enerji arzını artırarak petrol fiyatlarını keskin bir şekilde düşürme yeteneğine sahip olduğu. Ancak petrol piyasasının tek bir hükümetin kararlarına tabi olmadığı, savaş, jeopolitik risk, nakliye rotaları, Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, büyük üreticilerin ihracat hacimleri ve piyasa beklentilerinin fiyatları belirlemede rol oynadığı vurgulanıyor.
Politik açıdan bakıldığında, "İran'ın finansal damarlarını kesme" iddiasının, İran ekonomisinin çöküşüne dair bir rapordan ziyade, yabancı banka ve şirketlere yönelik tehditkar bir mesaj olduğu belirtiliyor. ABD'nin Türkiye, BAE, Çin ve diğer ülkelerdeki banka ve finans kuruluşlarını, İran ile işbirliği yapmanın ağır bir bedeli olacağına ikna etmek istediği ifade ediliyor. İkincil yaptırımların ana hedefinin tam olarak bu olduğu, Washington'ın yaptırımlarının gücünü ABD sınırlarının ötesine taşımak ve diğer ülkelerdeki şirketleri İran ile ticaret yapmak veya ABD finans sistemine erişim arasında seçim yapmaya zorlamak istediği belirtiliyor. Bu politikanın İran için maliyet yarattığı, para transferi rotalarının daralması, dış ticaret maliyetinin artması, ihracat gelirlerinin geri getirilmesinde zorluklar ve iş yapan banka ve şirketler için artan riskler gibi gerçek baskılar oluşturduğu kabul ediliyor. Ancak ekonomik baskının ekonomik çöküşle aynı şey olmadığı ve bir bankayı yaptırım listesine almanın bir ülkenin finansal ağını yok etmekle eşdeğer olmadığı vurgulanıyor.
İran'da dahi ekonomik yetkililerin, ülkenin ekonomisinin yaptırımlar ve savaş kaynaklı kısıtlamalara rağmen döviz piyasasını yönetmek için kaynaklara ve araçlara sahip olduğunu vurguladığı belirtiliyor. İran Merkez Bankası valisinin de ülkenin yeterli döviz kaynağına sahip olduğunu ve merkez bankasının piyasayı yönetmek için müdahaleye hazır olduğunu açıkladığı ifade ediliyor. Bu açıklamaların ekonomik sorunların olmadığı anlamına gelmediği, ancak Washington'ın söylemindeki "çökmüş ekonomi" imajının, İran ekonomisinin karmaşık gerçekliğinden uzak olduğunu gösterdiği belirtiliyor.
Sonuç olarak, Bessent'in "ekonomik izolasyon operasyonu" olarak adlandırdığı durumun daha çok bir propaganda aracı olarak görülmesi gerektiği ifade ediliyor.